Batmışsın, çıkmışsın, belki de yara bere içindesin, yorgunsun, uzun bir yolun belki de sonundasın. Çıkış yolu aramaktan ve bulamamaktan, her seferinde aynı durumla karşılaşmaktan, benzer insanlarla benzer problemleri yaşamaktan yılmışsın. Zihnin bir suçlu aramayı bırakmaya çalışırken suçlanmaktan korkuyor, bir taraftan suçlamadan edemiyor. Beklentilerin var; zihninden başlayarak koskoca evrene uzanan ve hayati bir şeylerle ilgili dileklerin.
Böylece yuvarlanıp gidilmediğinin farkındasın, asıl mevzuyu kaçırmışsın; bütün bunları isterken ve dışarıya bu kadar yönelmişken kendini unutmuş durumdasın. Saldırıyı dünyada gördüğünü sanırken, saldırının zihninde olduğu aklına bile gelmiyor. Güzel haber; bu ıstırap kendini hatırlaman için sancılı fakat şifanın oluştuğu alandır. Nasıl kullanacağını sen belirleyeceksin.
Niyetlerimiz geleceğin tohumlarıdır. İrade, niyet ve istikrardır yaşamızın frekansını belirleyen. Dış dünyada olagelenlerle meşgul olurken, dışarıyı düzeltmeye çalışırken iç dünyamızı görmezden geldiğimiz için büyür içimizdeki kendini unutma karanlığı. İçimizi acıtan ve bunun için ailemizi, ilişkilerimizi, işimizi, kısaca dünyayı kullanan aslında bizizdir. Sorumluluk almak yerine, “bu sebepten böyle” demeyi seçer, kendimize yeni bir sebep yaratıp, sonucunun peşine düşmeye girişmeyiz. En büyük silahlarımız kendimize doğrulttuklarımız ve dünya da bize o silahların varlığını teyitleyen koskoca bir ayna. Cesaretimizi güzellikler ortaya çıkarmak yerine, keder içinde deneyimlemeyi seçer neye ağırlık verirsek, o ağırlığı taşımak için koruma kalkanlarımızı iyice güçlendiririz.
Eğer bakabilirsek, ne için kendimizi unuttuğumuzla yüzleşebilirsek, gerçek sorumluluğumuz her zamankinden farklı ve özgün olarak bu kez farkındalıkla başlar ve yolumuza yepyeni niyet ve adımlarla devam edebiliriz.
Geçmiş geçti, etkilerini görmek ve bırakmak elimizdedir. Duygularımız akıştadır, ancak bizler duygularımız değiliz, negatif ve yaralayıcı duygularımızın sorumluluğunu alarak onları öz şefkatimize açabiliriz. Pozitif duygularımızı ifade etmekten çekinmeyi bırakabilir, içimizdeki güzelliği, neşeyi paylaşmayı seçebiliriz.
Ve şimdi sadece düşünmeyi bırakıp sorumluluğumuz çerçevesindeki her neyse onun için şu anda eyleme geçebilir, zihnin karmaşasından bedene inebiliriz. Böylece irademizi daha berrak bir şekilde görme fırsatını yaratır ve nerede durduğumuzu net bir biçimde belirleriz.
Kendimize -ifadelerimizle başkalarına da- batırdığımız keskin hatlarımızı törpülerken, önce kendimizi sonra ailemizi ve giderek dünyamızı şifalandırırız. Kendimizi sağalttıkça, dünyanın bize acıyla değil, sevgi ve şefkatle öğrettiği çok şey olduğunu görmeye başlarız.
İnsan, nasibini kendi yaratır. Bir niyette, bir talepte bulunur, talebinin sorumluğunu alır ve niyetini unutmazsa, işini sağlam kılan ve eylemlerini, ilişkilerini eminlikle gerçekleştirmesini sağlayan niyetinin gücü onu bırakmaz.
Niyet, irade, sorumluluk ve istikrar ile varılmayacak bir sonuç ve paylaşılmayacak bir mutluluk yoktur. Kendi küçük irademizi, Yaradan’ın ilahi iradesine hizalamak için talep ve bu talep doğrultusunda yolda ve eylemde olmak şarttır. Beden/dünya irademize karşılık verir, isteklerimize değil.