
“Her zaman kadınlarla meşgul olan zihin, onların karakterini edinir.
Sürekli öfkeyle heyecanlanan zihin, kendi ateşinde yanar.
Mayada yaşayan zihin, onun dipsiz çukuruna saplanır.
Ancak, sürekli olarak Mutlak’ta dinlenen zihin eninde sonunda O’na dönüşür.”
Migrenin zihinsel sebebini anlatmaya Aziz Sunderas’ın bu dörtlüğüyle başlamak istedim. Çünkü migren rahatsızlığı çeken insanlarda gördüğüm alışkanlık, sürekli başka birini merkez alan bir zihin aktivasyonu ve “genelde” konunun öznesi başka bir kadın.
Bu rahatsızlığın bireye verdiği mesajlara odaklanarak baktığımda ise migrenin çoğu kez bu seçimi değiştirmemenin yansıması olduğu aşikâr. Hatta bu ısrarcılığın ağrıların şiddetini artırdığına defalarca şahit oldum.
Daha çok kadınlarda görülen migrenin, en çok tetiklendiği zamanın adet dönemi olması da tesadüf değil. Çünkü konu, sağlıklı dişiliği açığa çıkarmakla ve bilinç dışında saklı kalmış cinsel enerjinin yarattığı suç ve öfke duygularının serbest bırakılıp dönüştürülmesiyle ilgili.
Zihindeki kadına duyulan öfke, insanın (daha çok kadınların) kendini sürekli olarak başka bir kadının ateşinde yandığına inandırması, göğüs nefesini bloke ederken karın nefesinde aşırı efora ve solar pleksusta karnı ve göğsü birbirinden ayıran duvarı andıran bir bölünmeye sebep olur. Mide bölgesindeki şişkinlik gibi görülen ve hissedilen ağırlığın sebebi de buradaki sıkışma aslında.
Migreni yaratan kaynak düşünceler ve inanç kalıplarıyla çalışıldığında, bu çalışmalar eş zamanlı olarak nefes seanslarıyla desteklendiğinde cinsel enerjinin dengeye gelmesiyle birlikte bireyin öncesinde var olan yıkıcı/yakıcı gücünün daha aydınlatıcı ve yapıcı güce dönüşmesi, bedendeki deformasyonun estetik bir görünüme kavuşması, aşırı kontrolü bıraktıkça daha yumuşak ve daha esnek bir yapıyla yaşama katılması mümkün. Karındaki çaba nefesi rahatladıkça, diyafram nefesi gövdenin alt kısımlarına doğru genişlemeye başlar. Kuyruk sokumundan başlayarak cinsel organlar ve alt karından solar pleksusa kadar rahat ve geniş nefese yol açılır.
Louse Hay’in, migren ağrılarını dindirmenin en iyi yolunun mastürbasyon olduğunu söylemesi boşuna değildir. Çünkü migren, bilinç eleğinden süzülmeyen cinsel enerjinin genital bölgede sıkışıp kalmasıdır. Kontrolcü zihin, cinsel enerjiye (üretici-yaratıcı yaşam enerjisi) bilinçli irade alanında kabul vermediğinden onu (yaşam enerjisini) doğal haliyle yaşama kanalize edemez.
Bebeklik döneminde yaratıcı enerjinin tüm bedeni kapsadığı, lokâl olarak sınırlandırılmadığı için bozulmaya uğramamış saf enerji alanının bilinçsiz deneyimindeyizdir. Bu çok yüksek enerji alanının merkezi olmak, bilinen tüm hazların öncesindeki ve ötesindeki varoluş hazzıdır. Bu dönemde anne/bakımveren ile bebeğin simbiyotik ilişkisi bebeğin bu hazzı nasıl deneyimlediğinin belirleyicisidir. İlişkinin iletişim biçimini belirleyen anne/bakımverendir. Bu ilişki bebeğin ilerleyen yaşamında dünyayla nasıl iletişim kuracağını belirler. Yaşam hazzı (sevgi) ve ölüm korkusu (kontrol) arasında gidip gelen sarkacın bir yönü zamanla ağır basar, bu yön bebeğin geleceğinin yaratıcı titreşimi olarak duyguları, düşünceleri ve davranışları oluşturur.
Migren, bebeğin annenin ölüm korkusu ya da bencilliğe varan aşırı kontrolcü yapısıyla baş etmek ile kendi varoluş hazzı arasında kalmasının bilinçsiz ıstırabıyla ilişkilidir. Bu yüzden migren rahatsızlığı çeken insanlar kontrolcüdürler ancak kontrol edilmeleri neredeyse imkansızdır. Kendilerini kontrol etmekte güçlük çektikleri için de, yazının başında ifade ettiğim gibi, hastalıktan kurtulmak için dahi olsa seçimlerini değiştirmek istemezler ve bu durum ağrılarının daha da şiddetlenmesine sebep olur.
Migrenin alt metninde bireyin kendine sorduğu soru hep şudur: “Mutluluk mu? Suçluluk mu?” Dışarıyı suçlayan ve konrol etmeye çalışan zihin, aslında kendini suçlamakta ve ıstırabını görmezden gelmeye çalışmaktadır. Bunu zihninde bebekliğinin temsilini gerçekleştirecek kadın figürüyle zihninde ve dilinde kavga ederek yapar. Mastürbasyonu dedikodu yoluyla yapan, ilişkiyi (cinselliğin tabiatında) hayatındaki erkekle yaşamayıp, kendisiyle ilişkilendirdiği kadınlarla yaşamını ve varlığını sabote eden kadınların sayısı oldukça fazladır.
İlk aşama, kontrolü bırakmak (ateşe su serpmek) için kararlı olmaktır. Çünkü ancak bu şekilde kontrolün ardındaki korku ve baş etme ıstırabı bütünlenebilir. İkinci aşama sorumluluk almak, tutunduklarını bırakıp yeni ve dengede bir yaşam için öfkeden ve kavgadan arınmaya razı olmaktır. Üçüncü aşama ise yaratıcı enerjiye kanal olmayı öğrenerek, kendini başkaları üzerinden değil kendi öz gücünle tatmin etmektir. Böylece cinsel enerji sadece seks ile tanımlanmaktan çıkar, cinsel organlardaki baskı çözülür, zihindeki çatışma yerini sorumluluğa bırakır, öfke ve kontrol sona erer, beden ağrıdan özgürleşir, yaratıcı enerji olması gerektiği gibi tüm bedeni ve yaşam alanını kapsayan enerji bütünlüğü olarak deneyimlenir.
Şifa olsun. Sevgi ve Nefesle.
Etiketler: bütünsel iyileşme, hastalıklar, migren, nefes terapisi